Merhaba sevgili arkadaşlar, bu ay Batı Yarım Küre’nin en büyük ve en güçlü kedisini ziyarete gittim. Kedilerde ne marifetler varmış… - Merhaba sevgili dostum jaguar. - Merhaba, hoş geldin Acar Kız. Yolculuk nasıl geçti?
- Tabi ki süper! Birisi yolumu kesmeye kalktığında hemen senin adını verdim yollarıma kırmızı halı serdiler. - Sağ olsular dostlarım sever beni…
- Artık sever mi korkar mı orasını bilemem. Şu bölgede düşmanı olmayan tek hayvansın. Anlat bakalım bu durum nasıl oluyor? - Kedigiller ailesindenizdir. Kuyruğumuzla birlikte 180-240 santim uzunluğunda ve 125 kilo ağırlığındayız. Eee böyle güçlü olunca da kimse sana düşman olamıyor.
Sonbaharın son günleri olmasına rağmen hava o gün çok güzelmiş. Çobanın biri bozkırdaki bir ağacının gölgesine uzanmış, küçük sürüsünü yaymış... Köyün yakınlarında bir tek ağaç varmış. Bu yaşlı bir meşe ağacıymış. Çoban, her öğlen sürüsünü bu yaşlı meşe ağacının altında toplarmış. Bu öğlen de yine öyle yapmış. Çıkınını açarak yemeğini yemiş. Karnını doyurunca meşe ağacının altı, çobana pek tatlı gelmiş. Gözlerini kapatmış ve derin bir uykuya dalmış.
Her türlü dert, itinayla dinlenir Hazırlayan: Ahmet Çelebi
Soru: Derman Abi, yapraklar neden dökülür? Cevap: Senin saçların neden dökülüyorsa ondan…
Soru: Derman Abi, eline sapan almış guguklu bir saat ne yapar? Cevap: Ne yapacak on ikiyi vurmaya çalışır.
Soru: Derman Abi çok heyecanlıyım çünkü 15. yaş günüme çok az kaldı. Sence bu günü en iyi nasıl değerlendiririm? Cevap: 14 yaşında kalmayı becererek… ( Biz de doğum gününü tebrik ederiz.)
Osmanlı Ordusu’nun vazgeçilmez parçasından biri olan mehteranın meşhur marşlarından birisi olan Genç Osman marşının hikâyesi: Bağdat seferine çıkacak olan Sultan 4. Murad Han sadrazamına şöyle ferman eyler: “Ordu-yu hümayunumdaki şahbazlarım tuvânâ (güçlü, kuvvetli) ve yiğit kimesnelerden (kimselerden) seçile. Tıfıl olanlar karıştırılmaya. Bıyık ve sakallarında tarak dura. Fermanım bütün memlekete ilân edilip bununla amel oluna!” Hazırlıklarını tamamlayan ordu sefere başlar. Yolda birçok Anadolu evlâdı gruplar halinde orduya katılır. Bir gün sadrazam gönüllüler arasında 17-18 yaşlarında bir delikanlıyı görür. Yüzü güneşten yanmış bu gencin bıyıkları henüz terlemiştir…