Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen can sıkıntısı duyan,hayatın yaşanmaya değmez oluğundan dem vuran bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları çalışır,gezer, ava gider , sohbetlere katılır, kitap okurken; bu prens bütün gün odasına kapanır,sürekli düşünürdü. Bazen de birkaç yakın adamını alıp, eğlenmeye çıkardı. Kral, oğlunun bu haline çok üzülürdü. Bir gün ülkesinin en bilgin kişisini sarayına çağırtıp
ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgine bir
hafta süre verdi. Yaşlı bilgin üç dört gün düşünüp taşındı, aklına hiçbir çözüm gelmedi. Bu yüzden biraz korktu. Birazda mahcubiyet duyarak ülkeyi terk etmeye karar verdi. “Üzgün
ve dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken,bir köyün yakınlarında koyunlarını ve keçilerini otlatan genç bir çobanla ahbaplık etti. Bilginin kendisine gösterdiği yakınlıktan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna :
Merhaba sevgili arkadaşlar… Kış mevsimi geldi mi kar nerede ise ben oradayım:) Hem biraz daha kartopu oynamak hem de buradaki arkadaşlarımı ziyaret etmek için Orta Avrupa Sıradağları’ndan olan Alplere geldim. Hiç merak etmiyor musunuz kimi ziyarete gelmişim! Eee o zaman durma okumaya başla:
-Ben nerelerden geldim arkadaşım hala yok! Beklemeyi de hiç sevmem ama arkadaş hatırına çiğ tavuk bile yenirmiş. Ne yapalım bari şuraya oturup bekleyeyim.
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Kaf Dağı’nın ardındaki gür ağaçların arasında Aklık ve Karalık isimli iki komşu yaşarmış. Bir gün Karalık seyahate çıkmaya karar vermiş. Bunu duyan Aklık, komşusu olan Karalık’a yol arkadaşı olmuş. Biz diyelim 23 ay, siz deyin 23 gün ağaçların arasında yürümüşler, yürümüşler, yürümüşler… Yürümeye devam ettikleri bir gün ihtiyar bir amca
onları evine misafir etmiş. Aklık ve Karalık bir gecelik misafir olacakları evde
tam bir ay kalmışlar. Çünkü ev sahibi öyle iyi birisiymiş ki Aklık ve Karalık’ı
kendi evlatları gibi görmüş, onlara çok iyi davranmış. Aklık ev sahihini öyle
Sultan Murad Han, vefatından önce bir gün gezmeye çıkmıştı. Bir köprünün başında bir dervişe rastladı. Selam verdi. Derviş, yaklaşıp:
-" Hey Pâdişâh'ım! Tövbeye niyetlen, çünkü vaden yakındır!" dedi.
Pâdişâh, dervişe teşekkür edip, dualarda bulundu. Sultan Murad Han, kendisine ölümünü hatırlatanı çok sever, Allâhü Teâlâ'nın rızası için yapılan nasihatleri can kulağı ile dinlerdi. Yanında bulunan İshak Bey'e, dervişi sordu. Emir Sultan'ın müridlerinden olduğunu söyledi. Emir Sultan adını duyan Pâdişâh: